İletişim Formu

 

2 Yılın Ardından..

Selam Gökkuşağının En Güzel Renklerine,

2 Şubat 2014 Pazar..

Beni en son gördüğünüz tarih. Üzerinden tam 2 yıldan fazla zaman geçmiş. İçimden ne kadar çok yazmayı geçirsem de bir türlü vakit ayıramadım. Ha bundan sonra yine yazar mıyım..? Açıkcası zannetmiyorum. Zannetmiyorum; çünkü bu 2  yıl içerisinde Allah nazarlardan saklasın, hayatım çok güzel bir şekilde değişti. Allah işte, bir yerden sonra kuluna öyle bir dokunuyor ki, ilahi bir şeylerin duruma el atmış olduğunu çok rahat farkediyorsun...

Geçen bu 2 yıllık süre içerisinde halen - ve iyiki, ülkemizin önde gelen bankalarından birinde eğitimini aldığım alanda, "Bilgi Teknolojileri" bölümünde çalışmaktayım. Bunun yanında şirketimin sağlamış olduğu ücretsiz bursla Yüksek Lisans'ımı yapıyorum. Yaşımdaki birinin kolay kolay erişemeyeceği bir kariyere, mesailerimin ve büyük de oranla şansımla gelmiş bulunuyorum. Kendimi bildim bileli, eğitim ve iş hayatım hep "bir şekilde kolay" geçti, aşka nazaran. Aşkta hep kaybeden iken iş ve eğitim konusunda çok kolay kazanan bir adamdım ben. Bu iki yıl hayatımın toplamından daha fazla şeye vesile oldu. O kadar çok büyüdüm, o kadar çok eğlendim, o kadar çok hüzünlendim ve o kadar çok "yaşadım" ki yazıya dökerken ben bile hatırlayıp hayretler ediyorum..

10 Mart 2014 Pazartesi

Bütün bu döngünün başladığı tarih. Aklımdan bir gün olsun çıkaramayacağım gün.

...AŞIK OLDUM...

Evet.. Ben, ben bihterinizz... diye lafa giresim var. "Aşık oldum, Lan." Şimdi siz görmüyorsunuz; ama ekranda aslında hava fişekler patlıyor, ilk günkü sevinçle.. Hem de öyle belirli eşcinsel uygulamalardan tanışarak, sıradan buluşmalara giderek veya herhangi bir eşcinsel kafede kesişerek felan değil. %100 hetero usülü, enteresan tesadüflerle tanıştık.. Bir şakanın ardından gelen ilk buluşma ile; ama öyle hemen ertesi gün soğuk yatakları ısıtarak da değil. Eski Türk filmleri misali, utana utana, kızara bozara.. Avuçlarına avuçlarımı değdirerek başladı aşkımız. "Korkuyor musun?", demiştim.. Sinemanın o yarı aydınlık yarı kararan atmosferinde. Bir yandan: "Tuttum lan, tuttum işte elini", diye sinema sesini bastırarak bağırmka isterken, bir yandan "Korkuyor musun?" diyordum. "Ya biri elini tuttuğumu görürse diye, götüm üç buçuk atarken"... Hayatında bütün aşk demelerine bir şekilde geç kalan ben, ilk defa birine zamanında yetişiyordum.. Hem de ne yetişme!! "Korkmuyorum", demiştin.. Heyecanla karışık korkudan titreyen sesinle.. İroniye gel!! (: Ben o güne kadar heyecanlanmak nedir bilmiyormuşum arkadaş.. Tuttuğun ele, o elin sahibinin yüzüne heyecandan bakamamanın ne demek olduğunu bilmiyormuşum. Nasıl saf, nasıl temiz bir duygu... Sanki baksan ateş olup yanacaksın... 1 ay kadar birbirimizi tanıdıktan sonra zor bela ağzından o lafı alabildim.. "Sevdam". O günden beri Sevda'm ve Yuva'm oldu...

Bir şey ne kadar doğalsa sanıyorum ki ömrü de o kadar uzun oluyor. Yeterince uzun beklemiş ve bir şeylerini yitirmeden hayallerle yaşamış biri için aşkın anlamı çok farklı oluyor. Hele bir de buna bir türlü ısınamadığım "aile" kavramlarının eksikliğini ekleyin.. Elinde avucunda ne kadar güzel bir duygu varsa paratoner bulmuş yıldırım gibi ona aktarıyor insan... Bu aşka dair o kadar dolu, o kadar harika duygulara sahibim ki yazmak istesem kitap olur... Şaka da değil ha. Bir Ayşe Kulin üçlemesi de ben yazarım, akıllı olun!!

Tam da her şey harika derken 2015'in Mayıs aylarına doğru uzun zamandır ağır yükünü hissettiğim bir yanımdan kurtuluyordum. Ailemden. Beni tanıyanlar bilir, çok uzun zamandır aileme karşı herhangi bir sevgi durumu hissetmiyorum. İçerisinde çıkar ilişkileri, gizli oyunlar olan hiçbir şeyi sevemedim. Netice itibariyle babamın, beni; o soyu devam ettireceğini umdukları biricik tek erkek çocuklarını evden kovdu. "Siktir ol", dedi. "Başımla beraber", dedim. "Siktir olup, gittim", evden. Restini göremem, pas geçer, odama geçip ağlarım sanıyordu sanırım... Bu arada tartışmanın sebebi eşcinsel kimliğim değil, tamamen bir otorite ve ahlaki doğruluklar üzerine bozulmuş aile ilişkilerimin sebebiydi. Eşcinsel olan ve sizden yaşça çok küçük bir insan; hatta senin pipinden çıkıp, karşına dikilmiş bir insan sana ahlak, aile vs pek çok konuda ahkam kesiyor ve işin kötüsü bunlara verebileceğin tek bir adam akıllı cevap bulamıyorsan, elindeki "Joker"ini "Siktir, git!"ini kullanıyorsun anladığım kadarıyla...

O gece hayatım boyunca en çok büyüdüğümü hissettiğim geceydi...

Bir insan nasıl 10 dakika içerisinde bütün hayatını sığdırdığı odasından ayrılır. Yanına neleri alması gerektiğini düşünmeden, gururunu ve haklılığını ezdirmemek için nasıl puslu gözleriyle bir valiz toplar, şimdi düşününce hayret ediyorum.. Hırsımdan ve kızgınlığımdan ne kadar boş boş yürüdüğümü hatırlamıyorum, o tanıdığım caddelerde elimde valizimle... Çalan telefonlar, geceyi nerede geçireceğim soruları..?? Pofff.. Yani o vakit insan öyle bir yer istiyor ki, hem sevdikleri yanında olsun, hem hiç kimse konuşmasın. Çünkü herkes o vakte kadar yeterince konuşmuş ve sen "Yuva(?)dan" ayrılmışsın bir kere. O yüzden en yakınlarımı bile aramadan saatlerce yürüyüp bir hotel odasına yerleştim. Günlüğüne 150 lira vermeyeceğim bir otele o gecenin sıkışlığında 250 lira vermiş olmanın acısı halen içimde bir yerlerde.. Bu arada İstanbul'daki Hotel fiyatlarını ezbere biliyorum sayılır.. (:

Velhasıl kelam, sonraki süreçte, bildiğim, güzel bir semtte - bana göre harika - bir eve taşındım. Allah'a çok şükür kazandığım para beni geçindirmeyi bırak, evin ve benim kişisel giderlerimin dışında, kenara para bırakmamı sağlamaya bile yetiyordu. O kadar çok şükrettim ki Allah'ıma bu durum için. "Siktir olduğum" eve maddi kaygılarla bir daha dönmedim hiçbir zaman.

"Allah'ım beni başkasına muhtaç etme. Beni başka bir kula kul eyleme.."
"Sen benden vazgeçme, Ya- Rab'im.."

Beni çok düşünen(!), her gün ağlayan annem, sadece para isteyeceği günlerde beni arar, evime gelir oldu. Evden ayrılan ben iken, bankada paraları gırlayken, halen para istenen taraf olmak beni sinir krizlerine sokuyordu. (Ailemin ben olmadan çok rahat geçinecek maddi gelire sahip olduklarını belirtmek isterim. Zira kimse beni hayırsız evlat olarak tanımasın)

Ayrı evde yaşamanın nasıl harika bir lüks olduğunu, üniversite eğitimini dahi ailesinin yanında tamamlayan birinin bilmesi mümkün değildi. Tüm bu süreçte, harika bir sevgiliye sahip olmak, onunla harika bir evi paylaşmak; ev partileri, beraber aynı sabaha uyanmalar, ev alışverişleri, gelen faturalara şaşırmalar, beraber sahur ve iftarlar.. ilk kez yemek demeleri,, bu arada özel soslu, sosisli makarnamı denemelisiniz!! O kadar harika zamanlardı ki.. Halen hatırladıkça çok kocaman bir iç çekiyorum...

İç çekiyorum; çünkü artık tekrar ailemin evindeyim...

"Nasıl yaa??", dediğinizi duyar gibi oluyorum. Evet ben bile, halen, bazı sabahlar kalkıp kendime: "Nasıl yaa??", diyorum. Beni evden, mutfakta boş boş duran, çikolatayı yediğim için hesabını sorarak kovan; gerçekten en çok sevdiğim ablam, kendisi için müthiş bir borç yükünün altına girmişti. Çok ilginç bir şekilde benim evde olmadığım 8 ay gibi bir süre içerisinde, yaklaşık 50-60 bin gibi bir parayı, hesabını dahi veremediği bir şekilde harcamışlardı. İşin ironik tarafı bu parayı harcayan ablamın aylık bin lira gibi bir gelirinin olması.. Paranın yarasının da babamın bankadaki hesabından yenmiş olması, ailem(?)in utana sıkıla evden kovdukları oğullarından yardım istemelerine sebep olmuştu. Tek bir valizle evden çıkan o çocuk, şimdi düştükleri durumu toparlamaları için karşılarındaydı. Düşenin ben olmasını beklerken tüm sülale.. "Siktir olunan ben olduğum halde, gidenin de ben olduğum için suçlarlarken beni" düşen yine onlar olmuştu...

Neden yaptığımı halen daha anlayamadığım bir şekilde, tüm bu hayalini senelerdir kurduğum ayrı ev durumundan ve birikmiş paramdan vazgeçip ailemin evine döndüm. Elimde avucumda ne kadar varsa vererek. 750 liralık kredi kartı limitiyle yaşayan ben (sırf bankadan korktuğum için, sahip olmadığım parayı harcamak fikri bana ürkütücü gelirdi) iyi de bir kredi çeker olmuştum. Neyse, borcu hallettik; hallettim sayılır.

Peki bu kadar mı? "Hayır..."

Yakın bir zamanda sevdiğim adamı da tamamen kendi "çalışma zekasına" ve "iş disiplinine" güvendiğim için, çok güzel bir kariyer planıyla, çalıştığım kurumda başlamasına vesile oldum. 2 yıldır deliler gibi aşık olduğum adam, benimle aynı ekibin içerisinde, ortaklaşa yürüttüğümüz projelerin bir parçası artık. Öyle arkadaş torpiliyle, işi bilmeyen biri gibi de değil haa... Öğrenme isteği o kadar kuvvetli, o kadar yoğun ki, ne öğretilse ertesi güne işi kapıyor. Öyle ki ilk işini vaktinden de önce bitirmek üzere. Bir insanın gerçekten sevdiği biriyle gurur duyması o kadar farklı bir şey ki.. Çünkü senin kadar iyi veya senden bile iyi iş yapan birini gördüğümüzde genelde kıskanır; hırslanırız. Böyle bir durumda gururlanmak... Göğsün kabara kabara "Benim Lan, O" demek çok büyük bir zevkmiş.

Ha bu arada tabi siz bilmiyorsunuz; çalıştığım ekibin çoğu benim cinsel kimliğimi ve sevgilimi biliyor ve buna müthiş saygı duyuyorlar. Öyle yarım ağız bir saygı da değil ama bu... 2 yıldır yaşadığım aşka birinci elden şahit oldukları için, aksini söyleyebilecekleri hiçbir şey olmadı..  Hani çok konuşulur eşcinseller arasında "kabullenilmek, cinsel kimliğini kabul ettirmek"... Bunun aslında en güzel yolu başarılı bir iş hayatına sahip olup, onların bile kıskandığı bir sadakatle yüklü bir aşkı yaşamak.. Bunlar olduktan sonra kimse tutuğunuz elin erkek mi kız mı olduğuna bakmıyor bence..

Şimdi her gün sabahları beraber kahvaltı ediyor, öğlen beraber yemek yiyoruz. Çok az şeyi kıskanan ben, benden çok gördüğü çalışma arkadaşlarını her şeyden fazla kıskanırdım. Ama artık O benim çalışma arkadaşım. Bir insanın ne kadar çok fazla şeyi olursanız o kadar bağlanıyorsunuz. Çalışma arkadaşı, aşkı, yuvası...

Şimdi bu saatten sonra hayat bize güzel.. Eşcinseller de kocaman bir aşkı uzun yıllar yaşayabiliyor arkadaşlar. Yeterki siz, inanmaya önce kendinizden başlayın. Ve sevin birini, hiçbir şeyi sevemediğiniz gibi. Cinsellik sadece sizin için aşkınızın alevini doruklara çıkaran odun talaşı olsun...

Bir daha ne zaman yazacağımı bilmediğim bir tarihe kadar, Hoşçakalın.

Zira ben yeterince "Hoş kalacağım.." (:










Tüm Yorumlar

İçinde Halen Daha Temiz Kalmış Bir Şeyler Saklayan Blog Sahibi "Gökhan elKhalisi" (:

Gökhan El Khalisi

2   yorum

Kul bozmasın, Allah izin vermesin <3 (genelde Allah bozmasın derler ama Allah bozmaz, kul bozar ;))
Amin valla :) Zaten elimizden tutup bizi birleştiren Allah'ım. Bin şükrün hepsi yerin ve göğün Yaratıcısı'na (:

Yorum Gönder

Cancel Reply