İletişim Formu

 

Benim Çocuğum ~ Film Sonrası

Selamlar hayatın en güzel renkli çocuklarına,

"Benim Çocuğum" filmini soranlara tek tek anlatmak yerine, bir yazı yazmak istedim. Böylece izlemeyenler de ne kaybettiklerini anlayabilirler. An itibariyle tüm gösterimler bitmediğinden dolayı spoiler vermemeye çalışacağım. Sadece filmde ne gibi şeyler bulunuyor onlardan bahsedeceğim. Fakat bir alt paragrafta uzunca bir sitemle karşılaşacaksınız. Eğer ki gerçekten okumak ve gerçeklerin yüzünüze vurulmasını istiyorsanız okuyun. "Yok abicim ben sadece filmle ilgiliyim.", diyorsanız o uzun paragrafı atlayıp ikinci paragraftan filmle ilgili bilgileri okuyabilirsiniz.

Filme başlamadan önce, şu sitemi özellikle beni tanıyan tüm eşcinsellere ve bu filmi duyup da görmezden gelen ya da önemsiz bahanelerle geçiştiren diğer eşcinsellere yapmak istiyorum. Çok samimi olarak bu eleştiriyi sizlere yazacağım. Yaklaşık 1.5 yıldır bu ortamların içerisindeyim. Fakat gördüğüm bir gerçek var ki eşcinsel bireyler müthiş derecede sorumsuz insanlar. Bunu niye söylüyorum biliyor musunuz? Bakın "1 Temmuz Onur Yürüyüşü" yapılmadan haftalar öncesinde, onlarca kez duyurusunu paylaştım. İlgilenen sayısı bir elin parmaklarını geçmedi ki o ilgilenenler de çeşitli bahanelerle gelmediler. Pek çok ciddi eşcinsellikle alakalı; hak hukuk vs. konuları olunca veya haberleri olunca paylaştığımda, ilgilenen sayısı bir elin parmağını geçmiyor. Eşcinsel örgüt, dernek, kurum ve kuruluşları adlı - bana göre bilinirliklerini arttıran - çok güzel bir araştırma yaptım, ilgilenen sayısı yine aynıydı. Halen daha yakın çevreme bile sorsam: "Kaç tane eşcinsel örgüt ismi biliyorsun, seni savunan?", diye 3 den fazla sayamaz. Adres vs bir takım başka bilgilerini sormayı geçtim bile. Son olarak bu filmin reklamını onlarca kez yaptım. Konuşmalarda dile getirdim. Tuttum bloga, oldukça detaylı bir şekilde, üşenmedim yazdım. İlgilenen sayısı yine bir elin parmaklarını geçmedi. Üstelik yine o ilgilenen kısım bile izlemeye gitmedi. Bunları beni takdir edin diye veya neler yaptım görün diye yazıyor felan kesinlikle değilim. Bakın arkadaşlar özetle söylemeye çalıştığım şu. Aslına bakarsanız "ne yaptığınızla" zerre kadar ilgilenmiyorum. Ama "ne yapmadıklarınız" var ya işte bunlar benim canımı sıkıyor. Çünkü bu ortamda olduğum sürece boyunca abartısız diyorum yüzlerce kişiden; sevgilisiyle el ele tutuşamadığı için, geçmişinde ve hatta halen günlük yaşamında hakarete uğradığı için, evlilik vs gibi bir çok sosyal haktan mahrum olduğu için ve en önemlisi bu halkın kendisini anlamadığı için, AİLE'sinin kendisini anlamadığı için ağlaya ağlaya saatlerce yazdığı yazıları okudum. Elimden geldiğince teselli ettim, destek oldum. Tanımıyordum bile çoğunu. Üstelik daha ironik olanı çoğuyla şuan muhabbetim bile yok. Ama mevzu bu değil. Bakın arkadaşlar eğer ki 7-8 yaşlarında çocuklar olsanız anlarım. Fakat ağır bir çoğunluğunuz üniversite öğrencisi veya üniversiteye hazırlanan insanlarsınız. Allah aşkına dönün bir kendinizi sorgulayın. "Ben yaşadığım hayat için bu kadar ağlıyorken, bunu değiştirmek için ne yapıyorum?", deyin. Hani bir laf vardır ya: "Bugün Allah için ne yaptın?", diye, dönün bir kere de: "Bugün kendim için, eşcinsel bireyler için, daha özgür bir hayat için ne yaptım?", diye sorun. Bu bir oyun değil. Tamamen sizi ilgilendiren, sizin de yaşadığınız bir hayat. Daha yaşayacağınız da nereden baksanız 50-60 seneniz var, tabii bir nefret cinayetine kurban gitmezseniz !! Abi, hiç mi o kurban giden insanları, intihar eden insanları düşünmüyorsunuz? Samimi diyorum insan onlardan utanır da elinden gelen desteği vermeye çalışır yapılanlara. Şimdi bu sitemi niye yapıyorum? "Bir filme gidilerek mi destek verilecek?", demeyin. Bakın böyle harika bir yapım yapıldıysa ve aşağıda okuyacağınız etkiler tek bir film ile sağlanabildiyse, bunların çoğalması halinde hayatınızın nasıl değişeceğini; şuan okullarda, sokakda, iş yerinde nefret söylemini değiştirebilecek şeylerin çoğalması halinde neler kazanabileceğinizi bir düşünün. Gitmeniz neden önemliydi ? Eğer ki katılım patlaması olsaydı bununla ilgili, yönetmenler görecekti ki bu konuda toplumda bir istek, bir açlık var. İnsanlar bu tür yapımları görmek istiyorlar. Bu tür yapımlar karşılarına çıktığında mutlaka seyretmek için yoğun çaba harcıyorlar. O vakit bu filmlerin sayılarını arttıralım diyeceklerdi. İlgisiz kalınan hiçbir şey için kusura bakmayın da hele ki hetero bir yönetmenin sürekli insiyatifi eline alıp sizi böylesi güzel anlatmasını beklemeyin. Bunu bir yapacaktır, iki yapacaktır. Sonrasına onun da gücü yetmeyecektir. "Bilet kalmamış, gidemedik." bahaneleri edenler oldu. Şimdi sorsam: "Bu film için internet adresi , facebook adresi açıldı. Hangi birinin e-mail adresine ek seanslar konulması için mailler attınız?" Azıcık örgütlü davranmayı öğrenin. Azıcık kendinizi savunmayı öğrenin. Azıcık olduğunuz şeyden korkmayı bırakıp, bir takım şeylerde cesaret gösterin. Bir film giderek kimse sizin eşcinsel olduğunuzu anlamayacaktı. Nitekim beni kimse anlamadı. Bir şey kaybetmedim. Ama ben gitmeseydim. Benim gibi o biletleri tüketen insanlar gitmeseydi, emin olun eşcinsel bireyler olarak geleceğinize dair çok büyük şeyler kaybedecektiniz. Çok samimi diyorum karşılaşacağınız gelecek hayat da yaşamaya çalışırken ya sonunda çıldırıp intihar ederdiniz ya da bir başka nefret kurşununa kurban giderdiniz. Nasıl bir gelecek istediğinize siz karar verin ve bunun için elinizden gelen çabanın en iyisini gösterin. Çok sevdiğim bir alıntıyla sitemimi bitiriyorum ve filme geçiyorum: 
"Işığı yansıttığın kadar, hayatı aydınlattığın kadar varsın." ~ 'Ayben

Hayatın neresinde durduğunuzu ve ne kadar bu hayatda varlık gösterip bir şeyleri değiştirebildiğinizi bir kere daha kendinize sorun. Benim tüm çabam bunun için.



Öncelikle izleyici kitlesinden söz etmek istiyorum. Caddebostan Külüt Merkezi'ndeki Cinemaximum Budak salonunda filmi izledim. Beklentim, eşcinsel ailelerin çocuklarını da alarak buraya gelmeleriydi. Yani mutlu aile formunun nirvasına ulaşmış insanları göreceğimi düşünüyordum. Fakat şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki gelen insanların sadece %30'u bu tanıma uymaktaydı. Kalan kısmı ise eşcinsel ailesi olduğunu düşündüğüm ; ama yine tahminimce çocuklarıyla bu durumu henüz konuşmamış insanlardı. Zira farklı türde olsa mutlaka çocukları da yanlarında olurdu. Eğer ki bu düşüncem doğruysa tek bir filmin insanların hayatlarını ne denli değiştirebileceğini anlamaya çalışın. Bir anne veya baba veyahutta ikisi birden - çocukları olmadan - filmi izlemeye ve bilgilenmeye gelmişler. Bu gerçekten Yönetmenin ve tüm destekçilerinin nasıl bir şey başardığını göstermektedir. Tekrar emeği olan herkese ruhumun en derinlerinden ciddi anlamda Teşekkürlerimi  sunuyorum.

Şimdi filmin içeriğine gelirsek; öncelikle şunu belirtmek istiyorum ki film çok fazla eşcinsel bireyleri ilgilendiren bir yapım değil. Bu ne demek oluyor? Bu, şu demek oluyor; filmde siz anlatılmıyorsunuz. Elbette dolaylı olarak tüm film eşcinsel bireylerin yaşamından yola çıkılarak oluşturulmuş ; fakat anlatılan siz değilsiniz aslında. Yani demek istediğim filmin asıl hedef kitlesi ismiyle de çok güzel uyum sağlayarak eşcinsel aileler. Özetle filmde şunu beklemeyin. Bir veya birkaç tane eşcinsel çocuklar var ve bunların hayatı belli bir hikaye doğrultusunda anlatılıyor ve işte aşk meşk işlerine giriliyor gibi bir şey değil. Filmde aynı fragmanında gördüğünüz gibi, sanıyorum 4 aileydi - karılı kocalı -, gelişi güzel ama anlatımı bozmayan bir şekilde kameranın karşısına geçerek, önce kendilerinden bahsedip sonrasında çocuklarının onlara açılış hikayesini ve sonrasında yaşananları oldukça samimi ve gerçekten etkileyen bir şekilde anlatıyor. Gerçekten etkileyici dememin sebebi ise şu; film başından sonuna kadar - ki bu yaklaşık 85 dakikaydı sanıyorum - çıt bile çıkmadan izlendi. Bir tek kişinin film esnasında konuştuğunu işitmedim. Bu sessizlik daha önce hiçbir filmde karşılaşmadığım bir şeydi. İnsanların çünkü gerçekten kanına işleyen şeyler anlatılıyordu. Zaman zaman yanımdaki 30 yaşların başında olduğunu düşündüğüm abla gözlüklerini çıkarıp siliyor, salondan burun çekme sesleri ve yer yer öksürük sesleri geliyordu. Çünkü anlatılanlar tam da salondaki ağırlıklı olarak 35-45 arası yaşlardaki insanların - eşcinsel ailelerin - yaşadıklarıydı. Kendilerinin hikayesini aslında o anda başka birinin ağzından dinliyorlardı ve bu gerçekten oldukça kuvvetli bir etki yaratıyordu. 

Film sırasında benim ayırdığım iki bölüm var. İlk bölümde, eşcinsel bireylerin aileleri kendilerinden ve çocuklarından bahsediyorlar. Kendilerine gerçeğin söylendiği andan vs. Kısacası bu filmdeki hikayelerinden. Bu bölümler gerçekten çok fazla duygusal bence. Hele ki asıl izleyici kitlesi aileler için hele gerçekten bu süreçle ilgili çok can yakıcı anlardır, diye düşünüyorum. Yanımdaki ablanın sürekli gözlüklerini çıkarıp gözlerini silmesi en azından bunu gösteriyor. İkinci bölümde ise bu kabul süreci başladığında ne yaptıklarından ve listag, lambda, lgbtt gibi kurumlarından bahsediyorlar. Buraları nasıl bulduklarını, birbirlerini nasıl bulduklarını ve sonrasında nasıl destek çıktıklarını vs. İkinci kısım ilk kısma nazaran çok ilgi çekici değil. En azından eşcinsel bireyler açısından. Ancak aileler açısından oldukça önemli ki kendi çocukları onlara açıldığında nasıl başa çıkabilecekleri gösteriliyor. Özellikle ikinci kısımda hem eşcinselleri hem de ailelerini en fazla ilgilendiren, psikologların aileler ile yaptığı bir toplantı bölümü var. Önce bir takım tanım ve bilgiler verdikten sonra sorulması gereken soruları çok güzel soruyor ve cevabını da veriyor psikologlar. Spoiler olmaması için bunların içeriğine girmiyorum.

Son onlarak da film hakkında yarattığı etki bakımından şu bilgiyi vermek istiyorum. Filmin son 10 dakikasına girildiğinde - Allah biliyor - içimden dedim ki inşallah film bittiğinde insanlar bu emeğe, bu güçlü etkiye alkış tutarlar. "Yapmazlarsa da kalk sen alkışla mutlaka devamı gelir", diye tembihliyordum kendimi. Ciddi ciddi de kimse kalkmasa kalkıp ayağa ışıklar karardığında, ben alkışlayacaktım. Böyle bir psikoloji yaratmıştı çünkü. Tam film geçtiğimiz 1 Temmuz Onur Yürüyüşü görüntülerini gösterdikten sonra bitmişti ki daha ben ne olup bittiğini farketmeden salonda müthiş bir alkış tufanı koptu. Gözlerim yaşardı ağlamaya başladım. Bakın film boyunca bile ağlamadım. En az abartısız 10-15 sahnede gözlerim doldu, sildim ama öyle ağlayasım da gelmedi. Odun bir insanım. Ama o alkışlarda öyle tuhaf oldum ki. Alkışlanan kabul gören - hele ki alkışlayanlar madalyonun diğer bir yüzü olan aileler iken - bendim sanki. Işıkları yakmadılar. Karanlık ortam çıkana kadar devam etti. Alkış sesleri de öyle. 2-3 dakika yerimden kalkamadım. Zaten gözlerim yaşlı çıkmak da istemedim. Sadece ben değil yanımdaki abla da yine ağlıyordu. Sonra alkışlar yavaş yavaş kesildikten sonra elimle yüzümü biraz yoklayıp derin derin nefes alıp çıktım salondan. 

Bakın hayatınızda sizi çok fazla etkileyen kitaplar, filmler, gösteriler, insanlar vsler olur. "İşte ya", dersiniz "Ben varım bunun içinde." Belki efektler, müzikler vs vs olarak hiç bir espirisi yoktur işin, fakat sen varsındır içinde ve bu da sana izlemen, başkalarına izletmen ve saklaman için yeterli sebeptir. İşte "Benim Çocuğum" böyle bir yapımdır. İzlemeyen arkadaşlar, gerçekten süper geçerli bir mazereti olmayan eşcinsel arkadaşlar çok fazla şey kaçırdınız. Hele ki bu filmi izletebileceğiniz; açıldığınız bir arkadaşınız, aileniz varken izlememişseniz var ya size söyleyecek söz bile bulamıyorum. Yani gidip kafanızı bir yerlere çarpın o kadar :D :D Çünkü belki saatlerce oturup karşılarına, hayat hikayenizi yüzlerce kez tekrarlayarak anlatsanız bile bu filmle aynı etkiyi yapamazsınız. Çünkü filmde siz değil, karşınızda sizi anlaması gereken kişilerin yerinde olan insanlar anlatıyor. Yani onlara, onların durumunda olan insanlar anlatıyor. İşte bu yüzden kıymetli, işte bu yüzden oldukça başarılı bir yapımdı.

Filme nacizane bir eleştiri yapmak istiyorum. Bu kadar yazıdan sonra bunu affınıza sığınarak yapıyorum. Keşke filmde eşcinsel bireyler de konuyla paralel olarak ailelerine açılma anını beraber anlatsalardı. Bu haliyle bile elbette çok güzel; ama işte o zaman sadece eşcinsel bireylerin ailelerini değil, eşcinsel bireyleri de müthiş derecede etkileyebilirdi. Ama yine de ziyanı yok. Belki ikinci bir film gelir "Benim ailem" gibi bir şey olur ve bu sefer çocuklar anlatır :) Yine aynı kalitede olursa da tadından da yenmez. 

Filmden sonra çok fena bir şekilde ailenize bu gerçeği anlatma ihtiyacı hissediyorsunuz. Ve müthiş bir umutla kabulleneceklerini düşünüyorsunuz. Fakat yol boyunca bunun mukayesesini yapınca ve anlatan ailelerin hayal kırıklıklarını gözümün önüne getirdiğimde, henüz bunu yapmam için çok geçerli sebepler olmadığını ve hele ki ailemin onlar kadar açık fikirli olmadıklarını tekrar farkettim ve vazgeçtim. Ne kadar şanslı o çocuklar. Ailelerinden böylesi destek görebildikleri için. Kim bilir belki gün ben de...

Hayatı sizin için yaşanır kılan tüm insanlara büyük bir borcunuz olduğunu unutmayın. Son bir kere, bir eşcinsel birey olarak en büyük Teşekkürlerimi bu filmi izlememi sağlayan herkese sunuyorum...

Tüm Yorumlar

İçinde Halen Daha Temiz Kalmış Bir Şeyler Saklayan Blog Sahibi "Gökhan elKhalisi" (:

Gökhan El Khalisi

0   yorum

Yorum Gönder

Cancel Reply