İletişim Formu

 

Gelecekteki Sevgiliye Mektup ! ( Bölüm -1 )

Selam olsun hayatın en güzel çocuklarına,

Dün gece baş ve göz ağrıları eşliğinde erkenden yatmayı düşünüyordum. Facebook, tumblr, blogger, planetromeo  felan - evet, amma da sekme varmış açık olan - hepsini tek tek kapadım. Tam gabile radyoyu da kapatıyordum ki sevdiğim, çok güzel bir slow parça koydular. Yalnız, ben slow dinlemeyi sevmem. Zira dinleyince çabuk havam bozulur mala bağlarım. Zaten başım ağrıyor : "Koy götüne gitsin !", dedim. Uzattım ayaklarımı bilgisayar masasına, yatırdım sallanan koltuğumu, aldım klavyemi kucağıma ve kapadım gözlerimi; işte keyif bu! Keyif güzel; ama başımın ve gözümün ağrısı yüzünden: "bitsin de yatayım bir an önce", diye geçiriyorum bir yandan içimden. Tam şarkı bitti, kapatıcam. Birden Soner Arıca'nın on numara bi' şiirini okumaya başladılar. Zaman zaman - parçalar halinde - alıntılayacağım yazının içerisinde size bu şiiri.
Yaşıyor ama uzaktaysam senden,
Bil ki seni hiç unutmadım.
Ölüm değilse bizi ayıran,
Yazık olmuş, hata yapmışız...
Senden ya da benden ne fark eder?
Şeytana uymuş, aşkı yakmışız...
Bu dizelerle girdi işte şiire. Gel de bitirmeden bunu uyu şimdi. Dedim: "battı balık yan gider!" Başımdaki ve gözlerimdeki ağrıya rağmen devam ettim dinlemeye. Gözler de kapalı ya. Slow üstüne şiir tabi ben mala bağladım bile. Tüm yaşadıklarım film şeridi gibi çoktan gözümün önünde belirmeye başladı bile. Migren gibi dinmeyen o ağrının üstüne bir de ruh halim yalan oldu. Ne kadar güzel! Hea ağlamadım ama. Zaten ağlayamıyorum kolay kolay; ama yine lanet ettim tüm yaşanabilecekken yaşanamayanlara. Üstelik tek defa değil. Defalarca dibime gelip de tekmelediğim fırsatlara. Belki aşk için fazla korkaktım. Belki bazen - daha da mala bağladığım zamanlarda - düşündüğüm gibi belki de aşka lanetlenenlerdendim. Bu şekilde, gecenin bir vakti kendimi mala bağlarken neden sonra ilk okul sonları, lise başları günlerim geldi aklıma. İlk heteroya aşık olduğum yıllar. Ben çok fena hayalperesttim. Öyle böyle değil. Zaten o yaşta başka ne yapacaktım ki. Bilgisayarım yeni alınmıştı. Çoğu kişinin evinde interneti bile yoktu. Cep telefonu mevzunu anlatmak bile istemiyorum :D :D Yani boş zamanlarımızda dışarıda değilsek ya televizyon izler, ya aptalca hayallere dalardık. 

Neyse işte hatırladım ki ben epeydir hayal bile kurmuyordum! Hayalini kurup da gerçekleştiremediğim her şey için diğer insanlar gibi ben de "öncesinde hayal kurmuş olmayı" suçlamıştım. Git gide hayal kurmaktan korkmuştum. "Lan aynı ben, ben de artık hayal kurunca gerçekleşmeyecek diye hayal kurmaktan korkuyorum.", diyorsunuz değil mi? Ne ara bu hale gelmiştik biz? Ne ara hayalleri arkada bırakır olmuştuk? Ben hep :"Hayalleri kadar yaşar insanlar", derken hayallerimi çoktan dipsiz bir kuyuda karanlığa terk etmiştim bile. Tüm bunları düşünürken gözlerim halen kapalı. Uzanıyorum halen sallanan sandalyeyi geriye yatırmış. Uyumayı felan geçtim zaten artık. Tam o sırada gabiledeki Dj arkadaş nasıl akıl ettiyse hareketli şarkılar çalmaya başladı. İkizler olduğum için tekrar şükrettim kendi kendime. Bu kadar kolay ruh hali değiştirmek, bazen lanetmiş gibi hissettirse de bazen de böyle hayat da kurtarabiliyor, diye düşündüm. Sonra salakça bir tebessüm ettim ve dedim ki kendi kendime: "Madem hayal kurmayı bu kadar seven bu çocuk onu dipsiz bir kuyuda karanlığa terk etmişti, onu çıkarmak lazım." Hayal kurulabilecek çok güzel bir ortam bile kendiliğinden oluşmuştu zaten. Ayaklar uzanmış, geriye yaslanılmış, hareketli ve sevdiğim parçalar ardarda çalıyor ve üstelik oda karanlık ve beni rahatsız eden yarına kalmış herhangi bir işim yok.

"Ne hakkında hayal kursam ki?", diye düşünürken bir anda aklıma gelecekteki gerçekten aşkı yakalayacağım insan geldi aklıma. Forever alone'uz ya, hatta bu durumu bile seviyoruz ya! Gelecekteki çocuk hakkında çok fazla düşünmüyorum bile. Hayatın gerçeği ama bu. Bir kaç yıl içinde bile kim bilir kaç kişiyle bir şeyler yaşanacaktı. "Tamam", dedim konu bulundu. "Şimdi", dedim "kafamda bir resmetmeye çalışayım onu." Nasıl görünecekti acaba? Şarısın mı, esmer miydi ? Yoksa kumral mı olacaktı? Sonra : "Ben hangisini isterdim ki acaba?", diye düşünmeye başladım. En'lerim olmadığı geldi aklıma yine. Hiç düşünmemiştim her şey de olduğu gibi bunda da hangisini daha çok sevdiğimi. "Fark etmez", dedim o yüzden.

Sonra dedim : "Acaba nerede tanışacağız ?" Facebook profilimi görerek mi ? Bloggerda bir yazımı okuyarak mı ? Tumblr da bir resmim dikkatini çektiğinde mi ? Ya da attığım bir tweet yüzünden mi tanışmak isteyecekti? Olmadı bunun gabilesi var, planet romeosu var. Biliyorum, biliyorum. "Vay maaşallah!", diyorsunuz. Üye olmadığın site kalmamış! Aynen öyle kalmamış vallaha. Amaç muhabbet; amaç yeni insanlar, yeni dünyalar aslında sadece; ama belli mi olur belki de aşk da buralardan gelecekti. Belki de Chaplin'de, Morkedi'de en olmadı Chanti'de görecektik birbrimizi. Belki bir eşcinsel arkadaşımın bir davetinde karşılacaktık belli mi olur ? Otobüste kısa bakışmalarla süren, belki kısa süreli o meşhur yolculuk aşklarından biri olacaktı. O bana bakacaktı ben ona bakacaktım. Sonra durağım gelip inmem gerektiğinde belki ilk defa biri cesaret edip peşimden inip tanışmak isteyecekti. Ya da belki okuldan veya çevremden yeni biriyle tanışacaktım. Ne kadar saçma ve çocukca değil mi tüm bunlar ? Hayal kuruyoruz mkyım ya! Mantığın işi ne? Tabii ki saçma olacak, sınırı olmayacak bunun.

Sonra dedim : "acaba bana nasıl seslenecek?" Özel bir kelime mi kullanacak yoksa herkes gibi kısaca aşk mı diyecek ? Tam o sırada radyoda dinlediğim Soner Arıca'nın şiirinin devamı geldi aklıma : 
Adımı söylemezdin bana seslenirken,
"Aşk", derdin..." Aşkım", derdin.
Her "Aşk" dediğinde,
Beni kendine daha fazla aşık ederdin.
Buluştuğumuz anları hatırlıyorum.
Güller açardı gönlümde sen gelirken,
Üç beş saat bile ayrılsak,
Yapraklarım dökülürdü sen giderken.
Peki ya sen bana ne diyecektin? Ben sana ne diyecektim? Daha önce kimseye söylemediğim, geçmişimde yaşadıklarıma kullanmadığım bir şey olamalıydı bu. Zira özeldin sen. Geçmişimdeki kimse alınmasın bu sözlerime. Onlar da özeldi geçmişimde. Halen de güzel birer geçmişler benim benliğimde. Zira hiç birinin arkasından kötü konuşmam. Çünkü kötü değillerdi. Hiçbir zaman bana: "Ben bunu mu sevmişim?", dedirtmediler, saolsunlar. O yüzden onlar da özeldi. Fakat geçmiş zaman eki gibi geçmiştelerdi. Daha özeldi artık gelecek olan. Farklı olmalıydı geçmişimden ki geleceği de farklı olabilsin diğerlerinden...


"Peki ya bizim şarkımız ne olacaktı?", diye geldi aklıma. Her duyduğumuzda içimizi ısıtıcak. Uzakta kaldığımız zamanlarda bizi birbrimize bağlayacak olan? Belki benim sevmediğim bir türde bile olabilirdi bu. Zira insanların sırf sevdiği kişi için aşık olduğu şarkıları olabiliyordu. Belki de öyle olacaktı. Ya da zaten müzik zevkimiz bile ortak olacaktı. Daha O: "Şu olsun mu?", diyecekken cümlesinin sonunu ben tamamlayacaktım belki. Belki de tanıştığımızda arkada çalan bir şarkı olacaktı bu. Böylece daha da fazla özelimiz olacaktı bu şarkı, kim bilir? Sonra yine Soner Arıca'nın şiirinin devamı geldi aklıma : 
Bazı şarkılar vardı birlikte sevdiğimiz;
Senin bana, benim sana söylediğim.
Onlardan birini ya da benzerini duysan,
Beni anımsar, gülümserdin.
Ben mi ? Ben hiç unutmayacağım ki...
Okyanusa attığın anahtarı biri bulur da,
Bizi bizden çözer diye, daha iyisini yaptım !
Seni kalbime kazıdım. her atışında hatırlamak için.

Bu gece burada kesip kalan kısmını yarın yazacağım. Yoksa hem siz okumayackasınız, hem ablam yakalayacak birazdan beni, uyumaya yanıma geldiğinde.

Yıldızınız bol, en karanlık geceler sizin olsun. 


Yazının Devamını 2. Bölüm'de Bulabilirsiniz...
 Gelecekteki Sevgiliye Mektup ( Bölüm -2)'ye Gitmek İçin Tıklayın

Tüm Yorumlar

İçinde Halen Daha Temiz Kalmış Bir Şeyler Saklayan Blog Sahibi "Gökhan elKhalisi" (:

Gökhan El Khalisi

6   yorum

Devamini bekliyorum.. Cikarmam gereken notlarm yarin kaldi
Aslında yazıyı hazırlarken ikiye bölmemiştim. Bloga geçirip imlâ hatalarını düzeltmeye çalışırken fazla uzun olduğunu farkedip iki bölümde yazmak istedim. Yani yazı hazır sadece imlâlarını düzeltip yayınlamam gerekiyor. 2 gündür rahatsız olduğum için pek ilgilenemedim. Yarına hazırlamış olurum 2. bölümü de. İlgin için teşekkür ederim.
transparan zemin üzerine yazdığın yazıları okumak biraz zorluyor insanı bir itiraf çoğu yazını bu sebeple es geçtim hatta yazı boyutunu da bir tık artırmalısın bence :/
O Gay Ben de, aslında beni hiç rahatsız etmemişti; ama yine de sıkıntı olduğunu söylediğin için transparanlıktan vazgeçtim ve yazı rengini biraz daha parlak bir hale getirdim. Valla uğraşıp bir de şık arka plan resmi hazırladım. Yarım saatimi felan aldı; ama umarım hoşuna gider (:
Dikkate aldığın için teşekkür ederim daha okunaklı olmuş hemen bölüm 2 ye geçebilirim yoruma gelen cevapları e-mail ile takip et olayını da halledersen tam olacak :)
BiGay'de çok ısrar ediyordu yorumların öyle olması için (: Yaptım hadi onu da :)

Yorum Gönder

Cancel Reply